Divit Ucu ve Sabır İmtihanı
1960’lı yıllar, muhasebenin sadece bir meslek değil, aynı zamanda fiziksel bir kondisyon ve kusursuz bir kaligrafi yeteneği gerektirdiği yıllardı. Ofislerin kalbinde devasa, deri kaplı, kilolarca ağırlığındaki "Yevmiye Defterleri" ve "Kebir" kayıtları yer alırdı. Her bir satır, bir hatun kişinin iğne oyası gibi kusursuz olmalıydı; çünkü o günlerde bir hata demek, sayfalarca süren toplam hesaplamasının en baştan, elde, zihinden yapılması demekti.
Mutabakat süreçleri bu dönemde tam bir sabır sınavıydı. Bir firma, karşılıklı bakiye teyidi almak istediğinde, muhasebe sorumlusu Pelikan hokka mürekkebini tazeler, iadeli taahhütlü mektup formunu el ile, titizlikle doldururdu. Eğer karşı taraf başka bir şehirdeyse, postanın gitmesi, incelenmesi ve cevabın dönmesi aylar sürerdi. Şehirler arası telefon görüşmelerinin bile postaneden "yazdırıldığı" ve saatlerce beklendiği bu dönemde, uyuşmazlıkları çözmek için muhasebe şeflerinin evrak çantasını toplayıp kara trenle seyahate çıkması sıradan bir iş günüydü.
Dönemin Teknolojik Sınırı
Her şey analog, her şey fizikseldi. Veri tabanı dediğimiz şey, tozlu arşiv raflarındaki klasörlerdi. Mutabakat uyuşmazlıklarında "senin defterin mi doğru, benim defterim mi?" kavgası günlerce sürer, nihayetinde bir tarafın el yazısı hatası yaptığı ortaya çıkana kadar kahveler taşardı.